Boğazın Genişliği Ne Kadar?
Bir Yavaş Akış, Bir Kararsızlık
Bazen hayatın en anlamlı soruları en basit gibi görünenlerden çıkar. “Boğazın genişliği ne kadar?” diye sorarken aslında çok daha derin bir anlam ararız. Sadece fiziksel bir mesafe değil; duygular, ilişkiler, umutlar ve hayal kırıklıkları da vardır. O genişlik bazen sonsuz gibi gelir, bazen de hiçbir zaman geçilemeyecek kadar dar… Ve o mesafeyi, bir insanın içindeki karmaşayı, hayalleri, acıları ölçmeye çalışmak gibi hissederim.
Bugün, Kayseri’deki sessiz bir akşamda, bir kafede yalnızım. Yağmur yağıyor, dışarıdaki insanlar aceleyle yürürken ben bir fincan kahve eşliğinde içimi dökme zamanımın geldiğini hissediyorum. O an aklıma bir soru düşüyor: Boğazın genişliği ne kadar?
Bu soruyu her zaman kendime sorarım. Ama bugüne kadar cevabı bulamadım. Hayatımın her evresinde boğazı daha da daraltan bir şeyler olmuştu. Kalbim bir türlü özgürleşemedi, düşüncelerim boğazımdan geçerken hep sıkışıp kaldı. Fakat… o dar olan boğaz, bir gün belki genişleyecek, belki de insanın kendisini bulması için bir yol olacaktır, dedim. Sonra düşündüm; belki de boğazın genişliği o kadar da önemli değildir. Önemli olan o yolu geçebilmek için ne kadar cesaretim olduğudur.
Bir Efsanenin Başlangıcı
Günlerden bir gün, o eski köprüde karşı kıyıya geçmeye çalışırken, aynı soruyu soruyordum. Biraz önce kaybolmuş olan güneşin ışıkları, boğazın sularında oynamaya başlamıştı. O an, o esnada, bende bir şey değişti. Kendimi birden farklı hissettim. Çünkü bu kez, boğazın genişliği ne kadar sorusuna bir cevap aramıyordum. O genişliğin, bir şekilde, ne kadar olduğunu anlamaya çalışmaktan çok, o genişliği aşmanın ve geçmenin önemini kavramıştım.
Kayseri’nin sokaklarını, arka mahallelerini bilirim. Ama bu şehri çok sevsem de, bir yanda sıkıldığımı da hissediyorum. Her gün aynı rutini yaşıyorum. Kafeler, alışveriş caddeleri, alışık olduğum binalar ve yollar… Her şey tanıdık. O kadar tanıdık ki bazen sıkkınlık ve huzursuzluk içinde kayboluyorum. İşte o zaman boğazın genişliğine takılıyorum. Her an o tanıdık, sıkıcı dünya bir duvar gibi önümde duruyor.
Bir akşam, yaşadığım tüm o sıkıntılarla boğuşurken, İstanbul’a gitmek için karar verdim. “Beni kaybetmek üzereyim, belki orada bir şeyler değişir.” diyerek yola çıktım. Boğazın o genişliği beni daha çok içine çekecek gibi hissettim.
İstanbul’a Yolculuk
İstanbul’a vardım. İlk kez bir köprüye yaklaşıyorum. Karşı kıyıya gitmek istiyorum. Gözlerim, Boğaz’ın soğuk, derin sularına bakıyor. Bu gözlemlerim beni o kadar etkiliyor ki, içimde garip bir heyecan uyanıyor. Boğazın genişliği ne kadar? Sorusu bir yandan da içimdeki korkuyu tetikliyor. Kendi içimdeki korku ve belirsizlik ile boğazın sularındaki o derin sessizlik birbirini tamamlıyor gibi.
Bir köprünün ortasında duruyorum. Kalbim hızlı atıyor, solunumum derinleşiyor. O an anlamaya başlıyorum. Boğazın genişliği, aynı zamanda içsel bir mesafe. Bunu geçebilmek için ne kadar cesaretim olduğunu keşfetmeliyim.
Boğazın o genişliğini düşünürken, içimdeki tüm duyguların sıkıştığını hissediyorum. Üzüntü, kaybolmuşluk, bir arayış… Beni bir yere götürecekmiş gibi olan bu sular, aslında kaybolmuş ve unutulmuş duygularımın derinliklerini yansıtıyor.
Bazen içsel boğazlar, duygusal mesafeler o kadar genişler ki, insan kendini bir hiç gibi hissedebilir. Beni sürekli bu boşlukta kaybolmaya iten duyguları fark ettiğimde, bir an daha fazla durmak istemiyorum. Her şey o kadar karışmış ki… Boğazın genişliği, aslında hayatta her şeyi geçmek için bir cesaretle ölçülmeli.
Kendi İçsel Boğazımı Geçmek
Bir gün İstanbul’da yolda yürürken düşündüm. Boğazın genişliği, belki de içimdeki hırsla, cesaretle ve kararlılıkla açılacak bir mesafedir. Bunu anladım. İçimdeki korkuyu yenmeliyim, dışarıdaki dünyadan değil, kendi içimden daha fazla korkmalıyım. Boğazın genişliği o kadar büyük değil aslında. Ama ben büyütüp büyütüp önümde bir duvar gibi hissediyorum.
Geri dönmeye karar verdiğimde, Kayseri’ye dönüş yolculuğunda, her şey farklı göründü. O dar boğazlar, içimdeki kararsızlıklar, korkular daha da küçülmüştü. İstanbul’dan dönerken ruhum daha hafifti. O geniş mesafe, aslında bir adımda bile geçilebilecek kadar yakındı. İnsan kendi içindeki boğazları aşabilirse, dünya ne kadar geniş olsa da hiçbir şey korkutmaz.
Sonuçta Bir Genişlik
Boğazın genişliği ne kadar sorusunu artık doğru sormuyorum. O genişlik, kendi içinde var. Her insanın duygusal boğazı farklıdır, ama bu, geçilemeyecek kadar da geniş değildir. Önemli olan, cesaret etmek ve adım atmaktır. Boğaz, sadece bir fiziksel mesafe değil; bir içsel yolculuğun, insanın kendi korkularıyla yüzleşmesinin adıydı.
Ve ben, boğazın o genişliğini aşmaya, her geçen gün daha da yaklaşmak için adımlarımı atıyorum. Bu yolculuk kolay değil ama anlamlı.