Yüzyılın Eş Anlamlısı Var mı?
Bir gün, Kayseri’nin o tipik sert rüzgârı, yüzümü okşayarak beni dışarıya doğru itti. Şehri adım adım geçerken aklımda tek bir şey vardı: “Yüzyılın eş anlamlısı var mı?” Bilmiyorum, belki de başka bir şehirde olsaydım, belki de o an içinde bulunduğum anı daha az ciddiye alırdım ama burada, bu küçük şehirde, her şeyin başka bir anlamı vardı. Gözlerimde biriken hayal kırıklığını ve her geçen gün daha çok uzayan umutları düşündüm.
Bu yazıyı yazarken, Kayseri’nin o soğuk havası kalbimi sımsıkı sararken, bir zamanlar ne kadar heyecanla beklediğim ama şimdi ise sadece sormak istediğim bir soruyla dönüp duruyordum: “Yüzyılın eş anlamlısı var mı?”
Birkaç Saat Öncesine Gitmek
Saat akşam sekizdi ve ben yine o eski kafede oturuyordum. Kafe, Kayseri’nin en kalabalık caddelerinden birinin kenarında, dört duvarı arasında bir dünya sığdırmaya çalışan küçük ama sımsıcak bir yerdi. İtiraf etmeliyim, bazen burada o kadar kayboluyordum ki, dünyadan bir süreliğine çıkmış gibi hissediyordum. Tüm o gürültü, o insanların telaşlı hayatları, birden yok oluyor ve ben yalnızca içimden geçen duygularla baş başa kalıyordum. Ama o gece işler biraz farklıydı.
Bir yanda, masada kucağında bilgisayarını tutan bir adam, sürekli telefonuna bakarak yazıyordu. Diğer yanda, oldukça yaşlı bir çift birbirlerine gülümseyerek çaylarını içiyorlardı. Ortam gerçekten çok karışıktı. Ama bir yandan da, her şey o kadar sakin ve düzenli görünüyordu ki, bir noktada düşüncelerim karıştı.
Ve o an, gözlerim masanın köşesinde duran gazeteye takıldı. Gazetede, “Yüzyılın Eş Anlamlısı” başlıklı bir makale vardı. Hemen elimi uzattım ve sayfayı çevirdim. Şimdi yazacaklarım, o anki ruh halimi tamamen açıklıyor: Hayal kırıklığı.
Çünkü makale, basit bir tarihsel olayla ilgiliydi. Yüzyılın eş anlamlısı ne olabilirdi ki? Dünyayı değiştiren bir savaş mı? Yoksa bir keşif mi? Ancak yazıyı okudukça, aslında sormam gereken bir şey olduğunu fark ettim: Yüzyılın eş anlamlısı, sadece büyük olaylar mı olurdu? Ya da gerçekten insanın kalbinde bir iz bırakacak bir şeyse, her küçük an da buna dahil miydi? İşte burada, bir şey kırıldı içimde.
Bir Anın Değeri
Çocukluğumdan beri, her küçük anı değerli tutmaya çalıştım. Mesela, annemle geçirdiğimiz o eski piknikler, sabahları camdan içeriye vuran güneş ışığının odada oluşturduğu o ince ışık çizgileri… Bunlar bazen, bir ömre bedel gibi hissediliyordu. O anlar, bana hep şunu öğretmişti: Yüzyılın eş anlamlısı, yalnızca büyük olaylar değil, o anın içinde yaşanan duygulardı. O anı, duygularını tüm kalbinle yaşamak, işte bu gerçek bir anlam taşıyor.
Ve o akşam kafede, birden bir kıvılcım çaktı içimde. Evet, belki de yüzyılın eş anlamlısı, büyük şeyler değil, her birimizin içinde sakladığı küçük ama anlamlı anlar olabilirdi.
İç ses: “İşte, bu kadar basitti. Belki de aradığın şey zaten buradaydı.”
O anı hatırlıyorum: Gazeteyi elime aldım, sayfayı çevirdim. O kadar huzursuz ve belirsizdim ki, o satırlar bana yalnızca bir soru sormak gibiydi. Yüzyılın eş anlamlısı, kim bilir? Belki de bana her gün tekrar edilen, her an yeniden doğan bir şeydi.
Hayal Kırıklığı ve Umut Arasında
Kayseri’nin rüzgârı o kadar hızlıydı ki, birden dışarıya çıkmaya karar verdim. Masadan kalktım ve hızlı adımlarla sokağa doğru ilerledim. Kalbim gerçekten bir şeyler arıyordu, sanki bu şehirdeki her sokak beni başka bir hayal kırıklığına sürüklüyordu. Bir an için, hayatımın en büyük sorusunun cevabını arıyordum: Yüzyılın eş anlamlısı var mı?
Birkaç adım attıktan sonra, birden bir çocuğun gülüşü duyuldu. Evet, çocuklar… Onlar bana her zaman bir şeyler hatırlatıyor. O gülüş, kaybolan tüm hayal kırıklıklarını silip süpürmeme yetiyordu. O çocuk, her şeyin ne kadar basit olduğunu hatırlatıyordu. Şu an içimdeki bütün karmaşayı, çocukların o saf bakışları ve gülen yüzleri çözebiliyordu.
İç ses: “İşte, yüzyılın eş anlamlısı… bir çocuk gülüşünde gizli olmalıydı.”
Çünkü her çocuk, dünyaya yeni bir başlangıç yapar. Ve o gülüş, her gün yeniden doğan bir umudu simgeliyordu. Yüzyılın eş anlamlısı, belki de bir çocuğun saf gülüşüyle aynı anlama geliyordu. O kadar anlamlıydı ki, aslında bu hayatın her gününde aradığımız şey, belki de baştan sona olan tek şeydi: umut.
Sonuçta Ne Oldu?
O günden sonra, hayatımı yavaşça ve daha dikkatlice yaşadım. Kayseri’nin sokaklarını yürürken, her anı daha derinden hissetmeye başladım. Yüzyılın eş anlamlısı, belki de tam da burada, her gün yaşadığımız basit ama güçlü anlarda gizliydi.
Geriye dönüp bakınca, şunu fark ettim: Bazen “yüzyıl” diye büyük bir şey aramaya gerek yok. Yüzyıl, belki de sadece o anın içinde yaşadığın duygulardır. İnsanlar, anlar ve duygular… Belki de yüzyılın anlamı bu kadar basitti. Herkesin bir zaman diliminde yaptığı şey, bir yere varan her adım ve küçük bir gülüş, aslında yüzyılın eş anlamlısıydı.
O yüzden, bu yazıyı yazarken, Kayseri’deki rüzgârı hissettiğimde ve bir çocuğun gülüşünü duyduğumda, şunu düşündüm: Gerçekten de yüzyılın eş anlamlısı, bazen sadece o anı derinlemesine yaşamak ve içinde kaybolmaktır.